Psikolog Kaleminden: Saplantılı düşler, takıntılı hayatlar

Saddak Psikolog Kaleminden: Saplantılı düşler, takıntılı hayatlar

Kaldırımlara her üç adımda bir betonlarla boğazlanmış ağaçlar yerleştirilmiş.  Üç adımda bir… Onun adımlarıyla üç adım, tabii. Her birinin arasında kaç adım olduğunu biliyor, çünkü attığı her adımı sayıyor. Doğanın kaldırımlar üstünde, tıpkı hayvanat bahçelerindeki hayvanlar gibi hapsedildiğini düşünüyor. Bunu düşünmek canını sıkıyor. Fakat canını asıl sıkan şey bu katliam değil, başka…

Kızıyor… Dallanıp budaklanmak için beton mikserlerinin insafına kalan ağaçlara değil, bizzat kendine. Ne yazık ki saydığı adımların toplamı karışıveriyor. Bu talihsizliğine hayıflanırken evden çıktığından beridir attığı iki yüz yetmiş adımın üstüne saydıkları yok olmuş. O da aklında kalan hesapla avutuyor kendini.

Her iki ağaç arasına sığdırabildiği üç adımı var. Bir palmiye ağacının yanından geçmişken üçüncü adımını atmasına gerek kalmadan bir diğerine kavuşmak üzere olduğunu fark ediyor. Yüzünde istemsiz bir kızarma, aklını kemiren bir şüphe ve adımlarındaki kararsızlıkla öylece kalıyor olduğu yerde.

İnleyen korna sesleri sıkışmaya mahkûm trafiğin haykırışları gibi çınlıyor. Çözümsüz bir denklemin formülü gibi çalınan acıklı korna gürültüsü büsbütün kaosa çevirmiş zihnini.

Omzuna çarpan birinin öfkeli yüzüyle karşılaşması kendine getiriyor onu. Olduğu yerde kalakalmış. Ne bir adım öteye gidebiliyor ne de geriye. Kızıyor kendine. Bu kısırdöngü kaç yıldır yakasına yapışmıştı! Gitmek, bir yere varmaktan çok yolculuğun kendisi olmuştu onun için. Yolculuksa can sıkıcı bir ısrarla süren o ritüel!

Evet, tıpkı bir ritüel gibi hayatta kalma anlamını buna dayandırıyordu. Attığı adımların sayısı, ayağını uydurabildiği bir eski ayak izi, yanından geçiveren insanların cinsiyetleri ya da onlara sunduğu izlenim…

Daha az evvel sağ omzundaydı çantası ve şimdi soluna almış, bu yüzden de yürüdüğü kaldırımın soluna doğru meyletmişti. Çünkü çantasına kimse dokunmamalıydı. Dokunulmazlık, kirlenmiş insan dokusundan kurtuluşunu hatırlatıyordu. Bu, bir tür saflıktı belki de…

Farkındaydı mantıksız düşüncelerinin. Huysuzluk ettiği için kaç farklı çatışma yaşamıştı kim bilir! En yakın dostlarıyla bile olmadık anlarda giriştiği düşmanca kavgalara neden olmuştu bu. Duvardaki çarpık bir tablo, masanın üstüne ihmalkârca konmuş bir bardağın orantısızlığı ve çayını şekersiz içtiği hâlde çay tabağının kenarına yok yere konulmuş iki küp şeker…

Kaç dakikadır olduğu yerden kıpırdamadığının farkında değildi.  Üstelik kaldırımın, esnafın koyduğu masalar nedeniyle daraldığı, geçecek başka yerin olmadığı bir yerinde dikiliyordu. Karşısına dikilen adamın çatılmış kaşları, gözlerini karanlık bir dehlize gömüyordu sanki. Rengini dahi fark edememişti o öfkeli gözlerin. Sorgulandığının farkında, fakat korkakça bir hareketsizlik hâlinde…

- Çekilmeyi düşünüyor musun?

Cevap veremediği için değil, vereceği cevabın daha büyük bir hiddete sebep olmasından endişe ettiğinden korktuğu için susuyordu.

- Daha bekleyecek misin? İzin ver de geçelim!

Verebileceği cevaplar geçiriyor aklından…

“Bakın! Bu kaldırımın üzerindeki her iki ağacın arasında üç adımlık mesafe var. Fakat buradaki iki ağacın arasına üç adım sığmıyor. Beni anlıyor musunuz? Bu yüzden daha fazla yürüyemiyorum. Ve buradan kurtulmak istiyorum! Gitmek istiyorum ama bu engeli aşamıyorum. Beni anlayabiliyor musunuz?”

Ya da başka bir yanıt verebilse daha normal olur muydu?

“Sabah evden çıktığımdan beridir attığım her adımı sayıyorum. Buraya gelene kadar tam iki yüz yetmiş adım biriktirdim. Fakat bunca korna sesi aklımı o kadar karıştırdı ki, hepsini unuttum! İki ihtimal var. Ya yürüdüğüm onca yolu yeniden tepip eve gitmeliyim ya da bu belirsiz yolculuğa devam etmeliyim. Biliyor musunuz? Bu belirsizlikten ödüm kopuyor!”

Normal olanın anlamını bilmiyordu. Normal olanın değişkenliğini kendisinden başka kimse bilmiyordu sanki. Kimse rastgele yürümemeliydi oysa. Varmak değildi mesele. Önemli olan yolculuğun kendisiydi. Nasıl vardığın ve yolculuğunun seni ulaştıracağı yere götürmesindeki kusursuz sürekliliğiydi… İki farklı adım arasındaki mesafeler değiştikçe kaderin de değişebileceğini bilmeliydi herkes... Olağan bir hayatın akışını bozmaya kalkışan herkes günahkârdı… Yaşam kusursuzdu ve kimsenin rastlantılarına tahammülü yoktu.

- Çekilsene karşımdan!

Kaldırımın soluna kondurmuştu gövdesini. Sol omzunda asılıydı çantası. Sağ yanına dokunan yabancı bedeni hissettiği anda irkildi. İnsanın benzersiz kokusu, kabalığın da marifetiyle üstüne işlemişti sanki. Düzenlemeye kalkıştığı her şey yolundan sapmıştı, üstüne basmadığı her bir kaldırım çizgisi alnına çalınmıştı ve kontrol edemeyecekti artık kaderini…

 

Ne gördünüz? Sizden bir şeyler var mıydı bu hikâyede? Şaşırtıcı yaygınlıkta görülen bu psikolojik sorun, size de musallat olmuş olabilir.

Obsesif-kompulsüf bozukluk olarak bilinen psikolojik kaygı durumu, hayatın önceden belirlenemediğine inanmakta zorlanan kimselerin başlıca sorunudur. Hayatı kontrol etmek, temizlik kaygısıyla, düzen ve simetriyle, yaptıklarından emin olamamakla, dinsel ya da cinsel boyutta ortaya çıkabilir.

Kişi, obsesyon denen takıntılı düşüncelere bir tepki olarak ya da mutlaka uygulaması gereken kurallara göre yapmak zorunda hissettiği yineleyici davranışlar ya da zihinsel eylemlerden mustariptir. Bunlar sıkıntıdan kurtulmaya, var olan sıkıntıyı azaltmaya veya korku yaratan olay ya da durumdan korunmaya yöneliktir. Ancak bu davranışlar ya da zihinsel eylemler ya etkisizleştirilmesi ya da korunulması tasarlanan şeylerle gerçekçi bir biçimde ilişkili değildir ve de çok aşırı bir düzeydedir.

 Bu bozukluğun giderilişi sırasında herhangi bir zaman, kişi obsesyon ya da kompulsiyonlarının aşırı ya da anlamsız olduğunu kabul eder, fakat bu çocuklar için geçerli değildir.
Obsesyon ya da kompulsiyonlar belirgin bir sıkıntıya neden olur, zamanın boşa harcanmasına yol açar ya da kişinin olağan işlerini, mesleki ya da eğitimle ilgili işlevselliğini ya da toplumsal etkinliklerini ya da ilişkilerini önemli ölçüde bozar.

Hayatınızda saplantılı bir sorun hâlini almadan evvel, sorunu çözmeye doğru yerden başlamalısınız… SADDAK’ta size yardımcı olmaya hazırız.

Saddak Psikolog Hizmetleri / Mersin

 

 

 

Paylaş:

Etiketler

mersin psikologsaplantılı düşlertakıntılı hayatlar

Hesaplamalar

BKI (BMI) Nedir? Nasıl Hesaplanır?

BKI(BMI) bir diğer ifade ile beden kitle indeksi, kişilerin sahip oldukları boy uzunluğu ile kilolarının orantılı olup olmadığını ifade eder. Bu hesaplamada genellikle cinsiyet çok önemli bir faktör olmaz iken, kişilerin boy uzunluklarını doğru bir şekilde bilmeleri son derece önemlidir.

İdeal Kilo Hesaplama Cetveli

İdeal kilo, yalnızca fit bir vücuda sahip olmak için değil aynı zamanda iç organların fonksiyonlarını sorunsuz bir şekilde yerine getirebilmesi açısından da oldukça önemlidir. İdeal kilo, kişilerin birtakım verilerini kullanarak ulaşması gereken maksimum kiloyu temsil eder.

İdeal Bel ve Kalça Oranı Hesaplama

Bel ve kalça oranının kadınlarda 0,8, erkeklerde ise 1,0 değerinden yüksek olmaması gerekir. Bu değerlerin üzerinde olması durumunda ise, profesyonel bir destek alarak sağlıklı beden ölçülerine ve kiloya ulaşılması hedeflenmelidir. Ölçümler sonrasında elde edilen değerlerin oranına göre istenilen sonuçlara ulaşılır.

Günlük Kalori Miktarı Hesaplama

Günlük alınması gereken enerji miktarından daha az miktarda enerji alınması, kişilerin gün içerisinde halsiz ve bitkin düşmesine sebep olabilir. Genellikle daha az kalori alınması durumunda daha hızlı kilo verilebilir gibi bir düşünce olsa da, bu durum son derece yanlıştır.

Bazal Metabolizma Nedir? Nasıl Hesaplanır?

Bazal metabolizma; kişinin 12 saat aç kalması sonucunda, dinlenme anına geçtiği ilk anda vücut fonksiyonlarını devam ettirebilmesi için gereken enerjiyi ifade eder.

Kalori IQ’nuz kaç?

Sizin için hazırladığımız kalori testi ile kalori IQ’nuz kaç hemen öğrenin. Kalori IQ’nuz kaç öğrenmek için hemen testi çözmeye başlayın!

Markalarımız

Saddak TV
Saddak Haber
Saddak Medya
Saddak Medikal
Saddak Organik
Saddak Dergi
Saddak Danışmanlık
Saddak Psikoloji
Saddak Beslenme
Saddak Web
Bankalar ve Ödeme Bankalar ve Ödeme